HERKONU FORUM SİTESİ

Herkonu Forum Sitesi'ne Hosgeldiniz.



Ailemize katilmak ister misiniz ? glsme

HERKONU

Similar topics


      OTİSTİKLERİN EĞİTİM VE TEDAVİSİNDE SANATLA ÇALIŞMA -2

      Paylaş
      avatar
      pamukşeker20
      Yasaklı
      Yasaklı

      Kayıt tarihi : 08/03/08
      Kadın
      Mesaj Sayısı : 540
      Burç Sembolü : Balık / 20 Şubat -  20 Mart
      Yaş : 43
      Mesleği : oğlum
      Medeni Durumu : Bekar
      Çocuk Sayısı : 1
      Eğitim Durumu : üniversite
      Yaşadığı Şehir / Ülke : Denizli
      Resim Resim :
      Yasaklanma Sebebi Yasaklanma Sebebi : ---
      Sevdiğim Sözler Sevdiğim Sözler : KEŞKE BUGÜN BİLDİĞİMİ DÜN BİLSEYDİM!!!
      Site Puanı Site Puanı : 49
      Rep Puanı Rep Puanı : 30

      yok OTİSTİKLERİN EĞİTİM VE TEDAVİSİNDE SANATLA ÇALIŞMA -2

      Mesaj tarafından pamukşeker20 Bir Çarş. 28 Mayıs 2008, 10:38 am

      Gelişimsel bozukluklar ve sanatla terapi

      Sanatla terapi üzerine yukarıda yaptığımız tanımları hatırlayacak olursak sanatla çalışmanın özellikle sözlü iletişimin olamadığı durumlar için ne denli önemli olduğunu görebiliriz. Otizm ve benzeri tablolar gösteren çocukların söze dökülemediği için içlerine atılmış, birikmiş yaşantı izleri, anılar, öfkeler olduğunu anlamak hiç de zor değildir. 2-3 yaşlarında yaşıtları kendilerini giderek daha açık bir şekilde ifade ederken konuşması gelişemeyen bir çocuğun sıkıntısını açıkça görebilirsiniz. İhtiyaçlarını çıkarbildiği anlamsız sesler veya çok kısıtlı birkaç stereotipik sözcükle veya sadece hareketleriyle, anlatmaya çalışırken ailesinin onu anlayamamaktan doğan çaresizliği ve çocuğun anlaşılmadıkça artan hareketliliği, ailenin bu hareketi durdurmak istemesi, yorulması, tükenmesi ve üstesinden gelemediği bir çocukla uğraşırken yaşadığı öfke, çocuğun ruhsal dünyasında katlanarak biriken yaşantılara dönüşmektedir.(Eracar,2003) Şimdi otizmin bilinen tanımını hatırlayalım. otizm, yaşamın erken yıllarında başlayan, yaygın gelişim bozukluğuyla kendini gösteren bir psikoz tablosudur. (ICD,10 1992) Erken gelişim dönemlerine ilişkin psikotik gelişmede, özne-nesne tasarımlarının ayrışmasındaki bozukluklar benlik oluşumunu bozar.(Dereboy, 1993) Çocuk, ben ve başkası ayrımını yapamaz (yani sosyalleşme yönünden 0- 1 yaş arası gelişmsal özellikleri hala sürmektediir)'Ben'' ve başkası, 'ben' ve diğerleri; yaşantılarını kazanamayan bir bilinç, algı düzeneklerinin oluşumu bakımından 'normal' denilenden ayrılır. Şimdi ve burada olanı algılayamaz, yani 'zaman' ve 'mekan' algıları 'kendi ayrışmamış bilinçlilik' dünyası içinde karmaşık halde kalır.

      Benlik gelişimindeki akasamalara işaret eden bu durum otistik çocukta gözlemlediğimiz ekolalik (başkaları gibi ya da başkalarının ağzından konuşmalarla), ekopraktik (başka bir nesnenin yerindeymişcesine dakikalarca ya da saatlerce) sallanmalarla, eşyanın düzeni değiştiğinde şiddetli acı duyarmış gibi öfke krizleri ve kendine zarar verici davranışlarla kendini göstermektedir

      ''Benlik yaşantısının bozulması'' ile karakterize olan bozukluk; dürtü, davranış, duygu, düşünce ve sosyal ilişkilere yansır. Sonuç olarak; ''ben yaşantıları'', ''ben bilinçliliği'' ve ''ben kimliği''ndeki bozukluk beş temel katmanda görülmektedir Benlik ve benliğin gelişim dinamikleri pek çok gelişim kuramcısının dikkatini çekmektedir. (Karadayı,1998) Özellikle ego psikopatolojisiyle ilgili bir araştırmacı olan Scharfetter, benlik oluşumundaki beş katmandan söz etmektedir. Bunlar; Canlılık, Eylemlilik, Bütünlük, Sınırlılık, Kimlik katmanlarıdır. (Scharfetter, 1995)

      Terapötik yaklaşımda otistik çocuğun ruh-beden bütünlüğü açısından ne denli sarsıcı bir süreç yaşadığının farkında olmak esastır.

      Canlılık: (''ben''in canlılığı)

      Ben canlılığı'': Benliğin oluşumundaki ilk ve en temel katman olan canlılk, daha sonra gelişmesi beklenen katmanların başlangıcıdır. Çocuğun gelişimin en erken aşamasında bile kendini canlı bir varlık olarak hissedebilmesi gerekir. Psikotik bir gelişim düzeneği içinde bulunan otistik kişi bu katmanlar yönünden bakıldığında kendini bir canlı olarak algılayamıyor olabilir. Canlılığını duyumsayabilmek için kendine zarar verici davranışlar yapar. (Ellerini kollarını ısırır, başını şiddetle sert yerlere vurur. Camlara elleriyle vurur, sanki kendi kanını görmek için bir tarafını keser.) Kan aktığında veya bedeninde bir iz oluştuğunda genellikle öfke krizi durmakta, yüz ifadesi gevşemiş bir görüntü almaktadır Scharfetter, ''ben canlılığı''nın terapistle ikili ilişki içinde yaşanmasını önermektedir. Bu ikili ilişki yaşantısı hastaya bedenini hissettirecek eylemleri içerir. Birlikte nefes almak, Ellerle yüze dokunmak, El, kol ve bacakların oynatılarak hissedilmesi ve Beden duyumlarının ''bilinçli yaşantılar'' haline getirilmesi gibi eylemler bu işlevi görür. Sanat terapisinde de ilk hedef bedensel duyumların uyarılmasıdır. Burada kullanılan sanat öğeleri (ritm, ses,ezgi, renk, çizgi, hareket) ikili ilişkiyi başlatmada temel uyaranlar olarak yer alır. Bu, sözlü bir uyaran olmadığı için doğrudan bir mesaj ya da herhangi bir ödev öneren eğitsel, sosyal uyaranlardan çok farklı, ilksel nitelikte bir dikkat çekme uyaranıdır. Uyarıcı davranışın otistiğin ''ben canlılığı'' düzeyine yakın bir biçimde olması, uyarıcılık açısından daha güven verici olabilir. Kullanılan aracın basit bir ritm aleti, doğal bir nesne, az yapılanmış bir dizayna sahip olması, otistiği uyarabilmesi bakımından önemlidir. Uyaran, tehdit edici özellikte olmamalıdır. El çırpmak, ağızla ritmik sesler çıkarmak, ritmik yürüme, sallanma, otistiğin stereotipik devinimlerine eş devinimler, yürürken ona çarpmak, sallanırken dokunmak v.b. gibi eylemler, ''ben canlılığı''nın uyarılması amacına yöneliktir. (Bunt,1994)

      Eylemlilik:

      ''Ben''in eylemliliği, bireyin spontan olarak duruma ve gereksinimlerine uygun devinimi ve bunun farkındalığı olarak tanımlanabilir .Otistikte belirgin olan davranış şeması duruma ve ihtiyaca uygun görünmeyen eylemlerdir. Çocuk herhangi bir ihtiyacına cevap ararken yaptığı hareket, duruma ve koşullara uygun olmayarak ortaya çıkabilir. Otistiklerde bize göre nedensiz görünen pek çok eylem gözlenir. Örneğin; herkesin sakince oturduğu bir mekanda sürekli olarak bir aşağı, bir yukarı koşmak, ''ben eylemliliğinin'' bozukluğunu göstermektedir.

      Dış dünyanın fazlasıyla yapılanmış, aşırı güçlü ve belirgin sürekliliği olan tehditkar yapısı ''otistik duvar''ın örülmesine yol açar. (Saydam, 1989) Böylece özgün eylemlerin yerini tekrarlı otomatik eylemler almaktadır. Stereotipik devinimler ya da anlamı bizce belli olmayan sözler, özgün etkinlik yerine başkalarının hareket veya sözlerini otomatik biçimde tekrarlamak da (ekolali, ekopraksi) eylem bilinçliliğinin bozukluğunu gösterir. Sanat terapisinde otistikle birlikte hareket etmek, onun hareketlerini bir dans düzeneği içinde yine kendi algısına sunmak, eylemlerini bir başkasında/başkalarında görebileceği bir dans, müzik ve ritmin eşlik ettiği bir eyleme dönüştürmek, eylem bilinçliliği kazanma anlamında işlev görmektedir.



      Benlik gelişiminde canlılık ve eylemlilik katmanlarından sonra gelen iki önemli katman, “bütünlük “ ve “sınırlılık” olarak tanımlanmıştır. .(Scharfetter, 1995) Bedensel bütünlük ve sınırlılık da “ben” in farkındalığı ile sağlanan süreçlerdir. Diğer psikotiklerden bazıları gibi otistik de bedenini bizim algıladığımızdan farklı algılayabilir. Orantıları değişmiş, parçalanmış, çözülmüş, donmuş gibi duyumlar içinde olabilir. “Ben ve ben olmayan”ın ayrımı ortadan kalktığında kişi kendini dış etkenlere karşı savunmasız, teslim edilmiş hisseder. Kendi beden kısımlarını başka nesnelerden ayırdedemez. Sınırların belirsizliğinin verdiği korku ile göz temasından, kendine dokunulmasından kaçınır. Ben ve ben olmayanın nerede başlayıp nerede bittiğini farkedememe sonucunda oluşan iletişim bozukluğu, başkalarına ulaşamamanın getirdiği çaresizlikle otistik geri çekilme başlar. Bunun sonucunda bazen özel semboller ve kendine ait bir dil geliştirir.

      Otistiklerde, anlamsız sesler, hece veya sözcükler ve bunlara eşlik eden garip davranışlar, bazı nesnelere aşırı bağımlılık, sanki o nesnenin bir parçası imiş gibi davranma hali görülebilmektedir. Otistik, artmış bir dikkatle bu tehditkar dünyayı en ince ayrıntılarına kadar algılayabilmek için çabalamaktadır. Otistiklerin bir fotoğraf makinası gibi çevredeki tüm görüntü ve sesleri farketmeleri bu sınırlılık bozukluluğunun bir belirtisidir. (yağmur adamın yere dağılan kibritlerin sayısını bilmesi, rehberdeki numaraları ezberlemiş olması veya uçak kazalarının tarih ve sefer sayılarını biliyor olması gibi) Çevredeki insanların ses ve mimiklerine de son derece duyarlı hale gelmişlerdir. Bazen birinin kafasındaki bir düşünceyi farkedip ifade edebilirler veya bir insanın aklındaki bir endişenin bedene yansıyan ip uçlarından endişe ve korkuyu sezip korkabilir ve durup dururken saldırgan eylemler gösterebilirler.

      Sanat terapisti otistiklere belirgin ve görev yükleyici biçimde yönelmez. Mekanı ve zamanı kullanarak kendi sınırlılığını ortaya koyar. Bazı dikkat çekici ancak özel bir ödevi, yönergeyi içermeyen eylemlerde bulunarak onun dikkatini çekmeyi dener. Seansın özel yapılandırılmış bir mekanda yapılması, başlarken ve biterken söylenen “başladı” ve “bitti” sözleri sınırları hatırlatan dolaylı uyaranlardır. Mekanın farklılığı, terapideki yaşantıyı dış yaşantılardan ayırd etmekte, sınır kavramını yaşatmaktadır. Müzik terapisinde zile ve davula vurarak ses çıkarmaktan çok hoşlanan çocuklar terapistin sınırlaması ile “sıra” kavramını kabullenip uymuşlardır. (Eracar, 1994) Kurallara, ya da diğer insanların sınırlarına uygun davranmak, kendi sınırları hakkında da geliştirici bir etki yaratır.. Ancak burada, kurallara uygun davranmayı çocuk kendi yönelişi ve ihtiyacı ile seçmekte, herhengi bir tehdit sonucu yapmamaktadır. (Bu noktanın davranış biçimlendirmede kullanılan pekiştirme tekniği ile karışması doğru olmaz. Zira pekişme, doğrudan bir ihtiyacın peşine düşen çocuğun spontan seçimi ile olmaktadır. Yani gerçek yaşamda hepimiz için olduğu gibi)

        Similar topics

        -

        Forum Saati Ptsi 20 Kas. 2017, 7:15 pm