HERKONU FORUM SİTESİ

Herkonu Forum Sitesi'ne Hosgeldiniz.



Ailemize katilmak ister misiniz ? glsme

HERKONU


    NİNA VE ÇALAR SAATİ

    Paylaş
    avatar
    Herkonu Forum Sitesi
    Admin
    Admin

    Kayıt tarihi : 26/01/08
    Kadın
    Mesaj Sayısı : 1543
    Burç Sembolü : Burcunuzun Sembolü Lütfen
    Medeni Durumu : Evli
    Yasaklanma Sebebi Yasaklanma Sebebi : ---
    Sevdiğim Sözler Sevdiğim Sözler : Söylemediğin sözün hakimi,
    söylediğin sözün mahkumusun.
    ________________________

    Alim konuşuyorsa ; Bilirim susmasını ,
    Zalim konuşuyorsa ; Bilirim susmamasını !
    Cahil konuşuyorsa ; Bilirim susturmasını ,
    Bilmediğim konuda ; Bilirim konuşmamasını..
    _______________________

    Körden DeğiL!! Nankörden,
    YüzSüzden DeğiL!! 2 YüzLüden,
    Tipi Bozuk OLandan DeğiL!! Sütü Bozuk OLandan Kork...
    _______________________

    Ne kimseyi bir Hırs UğRuna Satarım..
    Ne de Kimseye yaLakaLık Yaparım..
    Ben Sadece,
    Bendeki doğruLarı Yaşarım..!.
    Site Puanı Site Puanı : 1337
    Rep Puanı Rep Puanı : 32

    yok NİNA VE ÇALAR SAATİ

    Mesaj tarafından Herkonu Forum Sitesi Bir Perş. 16 Nis. 2009, 10:16 pm


    Nina 23 yaşında. Annesi ile oturuyor. Tek çocuk ve annesi 42 yaşındayken doğmuş. Daha 5 yaşındayken Nina`ya otizm tanısı konmuş. Onlarla evlerinde karşılaştığım zaman haklarında bundan daha fazla bir bilgim yoktu.

    Anne kız ile buluşup bir söyleyişi yapacağız. Daha doğrusu anne Karin, kendi deyimiyle, tecrübelerini benimle paylaşacak. Üç odalı bir dairede oturuyorlar. Nina güzel bir kız. Gelişim bozukluğu olan bir kişi gibi görünmüyor. Aklıma hemen otizmli kişilerin ilahi güzelliği geliyor. Evin içine girince adeta kendimi bir botanik parkındaymış gibi hissediyorum. Her yer çiçeklerle bezenmiş. Mutfağa giriyoruz. Geniş mutfağın bir kısmı oturma odası olarak döşenmiş. Nina iskemlede oturmuş ipe boncuk diziyor. Başını kaldırıp bana bakıyor ve sonra hiçbir tepki göstermeden başını eğip işine devam ediyor. Yerde, büyük saksılarda, pencere kenarında, küçük saksılarda bakımlı çiçekler gözüme çarpıyor. Karin ile karşılıklı oturuyor ve konuşmaya başlıyoruz.

    „Kızımın doğumu kolay olmadı. Belki de ilk ve geç yaşta yapılan doğum olması nedeniyle Nina böyle oldu. Belki de bilmediğim bir başka nedeni var. Bir hastalığı yok. Sadece kendi dünyasında yaşıyor. Hala onun annesi olduğumu bildiğinden bile emin değilim. Şimdi artık alıştım, fakat alışana kadar bir cehennem hayatı yaşadım. İki yaşına kadar ne biz birsey farkedebildik ne de kontrollerde ortaya çıktı. Teşhis konmadan bin bir umutla yardım bulabilmek için koşturduk. O zaman eşim Nina`ya karşı anlayışlıydı. Ben üzüldükçe, o Nina`nın da büyüyüp birgün öteki çocuklar gibi olacağını söyler ve beni teselli ederdi. İçimdeki kurt beni aşağı yukarı üç sene yedi bitirdi. Nina bizden uzaktı. Kendi köşesine çekilip oturduğu yerde bir öne bir arkaya sallanmaya başlamıştı. Zekasında bir özrü olduğunu anlamıştık ama bunu kabul etmek çok zordu. Eşimin daha önceki evliliğinden normal çocukları vardı. Nina`nın böyle olmasının nedeni ben miydim? Geç yaşta çocuk sahibi olduğum için miydi?“

    Birden bir çalar saat sesiyle irkiliyorum. Nina elindeki işi masanın üzerine bırakıyor ve mutfaktan kendi yatak odasına açılan kapının üzerine annesinin hazırladığı şemasına bakıyor. İlk geldiğimde, şemada boncuk dizme resminin yanında kendi resmime gözüm ilişmişti. Karin`in neden posta ile resmimi istediğini o zaman anlamıştım. Karin oturduğu yerden kızını gözleriyle takip ediyordu. Nina mutfaktan çıkıyor. Annesi, „ Nina`nın dün regli başladı, onun için şemasına daha fazla tuvalet resmi koydum, „ diyor. Bu konuda çok kitap okuduğunu ve son üç senedir, Nina`ya şema hazırlayarak daha anlamlı bir hayata ulaştıklarını söylüyor. Bu arada Nina gene şemasının başına dönüyor. Şemada bu kez patates ve havuç soymak var. Mufak tezgahının üzerinde annesi hazırlamış. Nina gene aynı sessizlikle işine koyuluyor. Karin onbeş dakika yeter diyerek çalar saatini kurup sözlerine devam ediyor.

    “ Nina`nın sallanması aslında Nina daha bebekken başlamıştı. Onu arabasıyla gezdirirken durduğumuz zaman başını iki yana sallardı. Önceleri hoşumuza giden ve seyrek olarak yaptığı bu davranış giderek sıklaştı. Üç yaşlarındayken zamanının büyük bir kısmını artık sallanarak geçiriyordu. Bu davranışı ve üstelik konuşamaması artık bir gelişim bozukluğuna kesin işaretti. Nina`yı yaşıtlarıyla karşılaştıracak hatta onlarla karşılaşacak gücüm yoktu. Kendimi eve kapatmıştım. Kafamın içindeki cevapsız sorularla evin içinde bir ruh gibi dolaşıyordum. Kimseyle konuşmak istemiyordum. Ne konuşacaktım? “Nasılsınız? Çok iyiyim, Nina da iyi. Piyano derslerine başladı, yakında baleye de başlayacak,” diyerek haykırmak geliyordu içimden. Annem ve babamında benim kadar üzüldüğünü ve bana dayanma gücü vermeye çalıştıklarını görüyordum. Beş yaşına girdikten hemen sonra otizm teşhisi kondu. Artık bizim dünyamızın ayrı bir dünya olduğu bir gerçekti. Karanlık, umutsuz ve yarınsız! Nina ve ben zamanın dışında bir yere yerleşmiştik. Bizim hiçbir şey için acelemiz yoktu. Birşeyi bugün veya yarın yapmak arasında bir fark yoktu. Nina`nın babasının bizi terk etmesine de tepki göstermedim. “

    Çalar saatin sesiyle hepimiz yaşadığımız ana dönüyoruz ve Nina işini bırakıp şemasına bakmaya gidiyor. Şemada bu kez müzik dinlemek var. Nina müzik setini kullanmaya öğrenmiş, hatta televizyonuda açıp karşısına oturuyor. Televizyon seyretmekten birşey anlamıyor ama gene de oturup sallanarak bakıyor. Müzik programlarına ilgi gösteriyormuş. Annesi Nina`nın yarım bıraktığı işi tamamlarken konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor.

    “Tabii ki bir süre sonra anne ve babamın yardımıyla bu kabustan uyanmaya başladım. Artık Nina`ya nasıl yardım edebileceğimiz söz konusuydu. Birden yalnız olmadığımın farkına vardım. Meğer Nina gibi ne kadar çok çocuk varmış! Peki ama bu çocukları ben neden daha önceleri farkedememiştim? Çevremde hemen herkesin bu durumda olan bir akrabası veya tanıdığı vardı. Peki ya onlar ne yapıyorlardı? Böylece Nina için neler yapabileceğimizi düşünmeye ve planlamaya başladık. Otizmli çocuklar için bugün verilen olanaklar bundan yirmi sene önce yoktu. Önceleri eve bir eğitici gelmeye başladı. Bende yarım gün çalışmaya başladım. Şurası muhakkak ki Nina`yı eğitmem için önce kendimi eğitmem gerekiyordu. Derneğe üye olmam beni daha da güçlendirdi. Kendimi savaşa hazırlanan bir asker gibi hissediyordum. Nina sakin bir çocuktu, kendi halinde oturup, sallanarak, etrafa boş gözlerle bakıyordu. İlgisini en çok çeken şey çiçeklerdi. Hala bugün bile gözleri bir çiçeğe ilişince doğru çiçeğin önüne gider ve onu seyreder. Ama sadece canlı çiçeklere! Plastik çiçekleri uzaktan bile anlar ve yanlarına gitmez. Çiçeklere zarar da vermez. Tek istediği sadece onlara bakmak! Çiçekçideki çiçekleri seyretmeyi sevdiği için sık sık çiçekçiye gidiyoruz. Önceleri çiçeklerin başından ayıramazdım Nina`yı. Bir ara çiçekçiye giderken yanıma onun sevdiği şekerlerden alıyordum, eve gitme zamanı gelince ona şekeri uzatarak onu çiçeklerden ayırabiliyordum. Daha sonraları yanımda küçük bir çalar saat taşıyıp ona sonra yapacağımız aktivitenin resmini vermeye başladım. Bu evimizin resmi oldugu gibi market ya da yüzme resmi de olabiliyordu. Resimlerin yanına aktivitenin adınıda yazıyorduk. Fakat bununda bir yararı olmadı. Ne konuşmayı ne de okumayı öğrenemedi. İsminede tepki göstermiyor. Bizimle kontak kurmuyor ve kurulmasınada izin vermiyor. Tek kurabildigimiz kontak bu çalar saat vasıtasıyla ona yapacağını ve ne zaman bitirip sonra ne yapması gerektiğini anlaması için günlük şemasına gitmesidir. Bunu öğretebilmek iki sene aldı. Daha önceleri hem okulda hem evde el becerileri üzerinde çalıştığımız için sorun çıkmadı. Nina el becerilerinde çok ileri ama sevdiği şeyleri yapmak istiyor. Sevmediği şeyleri yaptırmak isteyince itiraz ettiği zamanlarda oluyor. Sevmediği aktiviteleri daha kısa zaman yaptırıyorum ve ardında da yapmayı sevdiği birşeyi koyuyorum."

    “Emekli olduktan ve Nina da ‘özbakım okulu’nu bitirdikten sonra benim eve ve Nina`ya daha fazla vakit ayırmam nedeniyle yaşantımız sakinleşti. Babası onunla hiç bağ kurmadı. Evi terk ettikten sonra birbirlerini hiç görmediler. Nina`nın babasına göre ben suçluydum; çünkü Nina`ya gereken sevgi ve şevkati verememiştim! O zamanlar annenin sevgi verememesi yüzünden çocukların kendilerini kapattıklarına inananlar vardı. Kocam da buna inanmıştı. Oysa ben Nina`yı ne kadar istemiştim. Nina benim yeryüzünde herşeyden çok sevdiğim bir varlıktı. Onu hiçbir zaman terk etmeyi düşünmedim. Sağlığıma çok dikkat ediyorum. Bunu Nina için yapıyorum. Onun icin yaşamam gerek!“

    Çalar saat Nina`ya yeni bir aktivitenin yapılacağını hatırlatıyor. Nina bize kahve makinasında kahve yapıyor. Biraz sonra mutfağa taze kahve kokusu yayılırken anne-kız masaya kahve fincanlarını ve Nina`nın yaptığı keki koyuyorlar.
    Nina her zamanki gibi yeri olan yanıma oturuyor. Kahvenin olmasını bekliyoruz. Nina hafif hafif sallanıyor. “Şu anda ne yapacağını bilmediğinden sallanıyor,” diyor Karin. Bunun için de devamlı şemayı kullanması gerektiğini belirtiyor. Nina kahveyi bol sütlü seviyor. Annesi onun tabağına kekten iki dilim koyuyor. Sessizce kahvemizi içiyoruz. Nina bana hiç tepki göstermiyor. Bu güzel kızın donuk yüz ifadesini anlamak için gözlerimi ayıramıyorum, arada gözleri bana ilişiyor ama ifadesizliğini sürdürerek gözleri çevredeki herşeye kısa sürelerle takılıyor. Nina sütlü kahvesini ve kekini bitirince annesi çalar saatle tuvalet resmini gösteriyor. Tuvalet ihtiyacını gördükten sonra da kendi bulaşıklarını yıkayacak.

    “Hayatımızı gördüğün gibi bu şekilde sürdürüyoruz, ama nereye kadar böyle gidecek? Ben 65 yaşındayım, Nina ise henüz 23 yaşında. Ben öldükten sonra çok zor durumda kalacak. Biliyorum bütün benim durumumda olan anneler benim duygularımı yaşıyorlar ama bunu bilmek beni teselli etmeye yeterli değil. Benden sonra, onun gibi birkaç kişiyle bir apartman dairesinde bir görevlinin kontrolünde yaşayacağını biliyorum. Ama bu da beni teselli etmiyor. Ben Nina`nın öteki genç kızlar gibi yaşamasını, eve arkadaşlar getirmesini istiyorum. Bazen rüyamda onu yaşıtları gibi görüyorum. Yaşıtlarının yaptıgı herşeyi yapabiliyor, bana sarılıyor, gülüyor ve konuşuyor.”

    Nina bulaşıkları yıkadı ve annesinin saati çaldırmasıyla şemasına yollandı. Şemada açık havada yürüyüş ardından akşam yemeği, anneanne ve dedenin ziyareti, meyva saati ve Nina`nın yatak resmi var.
    Hep beraber yürüyüşe çıkıyoruz. Ana caddeden ayrılıp ormanın içine giren patika yola giriyoruz. Nina hızlı, önümüzde yürüyor. Ötekilerden farklı olduğu yürüyüşünden belli.

    “Önceleri utanır ve anlaşılmasın diye elimden gelen gayreti gösterirdim. Ama artık kalabalık yerlerde bile çalar saati rahatlıkla kullanıyor ve insanların yüzlerine bakabiliyorum. Hatta bizim farkımızda olmayan kişilere haykırmak istiyorum.
    BİZDE VARIZ! SİZDE BENİM FARK ETTİĞİM GİBİ BİZİ GEÇ FARK ETMEYİN!

    Uzun bir süre sessizce yürüdük. Artık sözlerimizle değil kalplerimizle konuşuyorduk. Sanki Nina, Karin ve ben tek bir beden olmuştuk. Bu güçlü iki kadının ömrümün geri kalan kısmında kalbimde sıcak bir yerleri olacaktı. Bunu Karin`e ilettim ve onları kucaklayarak ayrıldım. Garaja geldigimde uzaktan Nina`nın çalar saatini duyuyordum. Annesi Nina`ya gezintinin bittiğini haber veriyordu. Nina`nın annesi sadece Nina`ya değil hepimize bir mesaj veriyordu.
    EVET HERKES GİBİ ONLAR DA VARDI! BİZİM ONLARI GÖRMEMİZ, DUYMAMIZ VE ANLAMAMIZ GEREKİYORDU!

    Kaynak: AQ Otistik Zeka ve Seviyeleri / Otizm / Kitabı / Selvi Borazancı Persson

      Forum Saati Perş. 27 Tem. 2017, 2:44 am