HERKONU FORUM SİTESİ

Herkonu Forum Sitesi'ne Hosgeldiniz.



Ailemize katilmak ister misiniz ? glsme

HERKONU

Similar topics

    tanrıçalar(mitoloji)

    Paylaş

    reco_54
    Ödüllü Üye
    Ödüllü Üye

    Kayıt tarihi: 12/03/08
    Erkek
    Mesaj Sayısı: 1666
    Burç Sembolü: Terazi / 24 Eylül - 23 Ekim
    Yaş: 43
    Mesleği: Otomativ
    Medeni Durumu: Evli
    Çocuk Sayısı: 1
    Eğitim Durumu: Lise
    Yaşadığı Şehir / Ülke: Bursa
    Resim Resim: ---
    Yasaklanma Sebebi Yasaklanma Sebebi: ---
    Sevdiğim Sözler Sevdiğim Sözler:
    İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.
    Site Puanı Site Puanı: 583
    Rep Puanı Rep Puanı: 81

    herkonu4 tanrıçalar(mitoloji)

    Mesaj tarafından reco_54 Bir Perş. 30 Tem. 2009, 1:44 pm



    Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Yunanlılar Afrodit'in Kıbrıs'tan geldiğini varsayarlar. Bir söylenceye göre tanrılar kralı Zeus'un kızı olan Afrodit, bir başka inanışa göre de deniz köpüklerinden doğmuş ve bir deniz kabuğundan karaya çıkmıştır.

    Afrodit'e önceleri durgun denizlerin, başarılı yolculukların, bağ ve bahçelerin, gül ve mersin türünden nazlı bitkilerin tanrıçası olarak tapıhrdı. Sonradan aşk ve güzellik tanrıçası olarak benimsendi. Tüm tanrıçaların en güzeliydi. Yalnız ölümlü erkekleri değil tanrıları bile baştan çıkarabilecek yetenekteydi. Hoşlandığı ölümlülerin isteklerini yerine getirir, nefret duyduklarına ve gücünü hafife alanlara çok acımasız davranırdı.
    Afrodit'in erkeklerin yaşamını nasıl etkilediğine ilişkin pek çok öykü vardır. Örneğin Truvalı Paris, Afrodit'i tanrıça Hera ve Athena'dan daha güzel bularak birinci seçmiş, bunun üzerine Afrodit Paris'e eşlik etmesi için dünyanın en güzel kadınını bulacağına söz vermişti. Bu kadın Zeus'un kızı Truvalı Helen'di. Sparta Kralı Menelaos'un karısı olan Helen'i kaçırması için Afrodit Paris'e yardım etti ve bu olay Truva Savaşı'na yol açtı. Medea'nın İason'a âşık olmasında ve İason'un Altın Post'u kazanmasında da Afrodit'in parmağı vardır.
    Kimi söylencelere göre Afrodit demircilerin tanrısı Hephaistos'un karısıydı. Sayısız sevgilisi vardı. Bunlardan en ünlüsü savaş tanrısı Ares'ti. Aşk tanrısı Eros, Ares ile Afrodit'in oğludur. Afrodit'in bir başka sevgilisi de Truvalı Ankhises'tir; Afrodit ile Ankhises'in oğlu olan Aeneas Roma'yı kuran kahraman olarak ünlüdür.
    Roma mitolojisinde bağ ve bahçelerin koruyucu tanrıçası olarak tapınılan Venüs, sonradan Yunan tanrıçası Afrodit ile bir tutulmuştur
    .




    tanrıca hera



    Kronos'un büyük kızı olan Hera aynı zamanda Baş Tanrının karısıdır. Zeus kendisine bir hayat arkadaşı aradığı zaman o henüz sütannesi Markis ile birlikte yaşayan genç bir kzdı, ve Markis onu hiç yalnız bırakmıyordu. Bununla beraber bir kış mevsiminin çok soğuk bir gününde Hera ıssız bir yerde yalnız başına bulunuyordu. Birden bire soğuktan üşümüş, titreyen bir kuğu geldi ve omzuna kondu. Üşüyen kuşa acıyan Hera onu yakalayıp ısıtmak için göğsüne yasladı. Oysa bu bir kuş değil Baş Tanrı Zeus'tu.

    "Hera, dedi istiyorum ki sen benim karım olasın, büyük gözlü güzel Tanrıça benim peşimden gel, OlymposTa parlak bir that üzerinde ve benim sağımda oturarak saltanat sür.

    Hera razı oldu ve Baş Tanrı düğünü yapmak için karısını Kitheron dağının ormanlarla süslenmiş en yüksek tepesine götürdü. Tanrıların evlenmesine sevinen ağaçlar onları selamlamak için dallarını eğdiler ve çeşmelerden Ambrosia (Tanrıların özel içeceği) kokusu yayıldı. Bütün Tanrı ve Tanrıçalar bu düğünde bulunmak için Olypos dağından aşağı indiler. Düğün çok muhteşem oldu. Düğünde göklerin ve yerin bütün Tanrıları, perileri hazır bulunmuştu. Düğüne yalnız Khelone adındaki bir peri kızı gelmemişti. Bu yüzden tembelliğinin cezası olarak onu ağır hareketin ve hantallığın sembolü olan kaplumbağaya çevirdiler. Hera Baş Tanrının elinden tutar tutmaz yaldızlı bir bulut onları neşe içinde Olympos'un tepesine Zeus'un sarayına götürdü.



    Güzel Tanrıça Hera o günden sonra; Ölümsüzler arasında, Baş Tanrının karısı, Olympos'un sultanı olarak kaldı. İlahi otoriteyi kocası ile birlikte paylaştı. O'da Zeus gibi bazen göğün en yüksek yerinde gürler, öfkeye kapıldığı zaman rüzgarın zincirlerini çözer, denizleri altüst ederdi. Denizlere sözünü geçirir ve bazen ayaklarının altında parlayan yıldızlara bile karışır onları idare ederdi.

    Olympos'ta oturan bütün Tanrıçaların en güzeli en çok saygı göreni idi. Kocasının sarayında toplantı salonuna girdiği zaman bütün Tanrılar ayağa kalkar onu selamlarlardı. Onun öfekiside Zeus'unki gibi korkunçtu, tahtında otururken sinirlendiği zaman bütün Olympos'u titretirdi.



    ATHENA

    ATHENA Efsanesi



    Bir adı da Palas olan Athena, Baş Tanrı Zeus'un çok sevdiği bir kız idi. Zekâ tanrıçası Athena'nın doğumu oldukça gariptir. Annesi akıllı Metis (Hikmet)'ti. Efsaneye göre Baş Tanrı Zeus, Metis'i yutmuş, yani kendi içine atmış ve onu kendisinin bir parçası yapmıştı.

    Akıllı ve zeki Zeus Metis'i uzun süre kafasının içinde taşıdı. Ondan kurtulma zamanı gelip çatınca demir ve ateş tanrısı Hephaistos'u çağırdı. Ona "Başım çatlayacakmış gibi ağrıyor, artık dayanamıyorum. Alnıma hızla keskin baltanı vur. Korkma sen emrimi yerine getir, ben başıma ne geleceğini biliyorum." dedi.

    Hephaistos, Baş Tanrıya karşı gelmeye cesaret edemedi ve baltasını Zeus'un alnına indirdi. O anda yarılan yerden zafer çığlıkları atan güzel bir kız çıktı ve dans etmeye başladı. Tepeden tırnağa kadar silahlı idi. Başında altın bir miğfer kıvılcımlar saçıyordu. Parlak bir zırh, bütün vücudunu kaplamıştı. Elinde ise yepyeni bir mızrağı sallıyordu. Bu hali gören bütün ölmezler hayret ettiler, şaşırdılar.

    Güneş bile onu görüce ne yapacağını unuttu, atlarının dizginlerini çekti, arabasını göğün boşluğunda bekletti. Büyük Olympos dağı bu yeni Tanrıça'nın doğuşu ile sarsıldı. Toprak'tan müthiş bir gürültü çıktı. Denizler kabarmaya dalgalar coşmaya başladı.




    Zeka ve aydınlık tanrıçası olan Athena, aynı zamanda savaş tanrıçası da sayılırdı. Savaş gürültülerini ve silah seslerini uyandırmasını ve canlandırmasını da isterdi. O, Yunanlılar için yenilmez bir kavgacıydı, cesareti başka hiç bir tanrı ile kıyaslanamazdı. Onun cesareti kurnazca, yiğitliği sessizce idi. O, gösteriş ve yaygarayı sevmezdi.

    Athena, kabalık ve her türlü zulümden iğrenirdi. Temiz kalpliydi. Adaletten hoşlanırdı. İyi ve akıllı insanların yardımına koşmak adetiydi.

    Bir gün çok beğendiği, sevdiği cesur Tydeus, çok uzun süren bir savaşta ağır yaralanmış ve yere düşmüştü. Athena, babası Zeus'a ona yardımcı olması, acıması için yalvardı. Babasından, bu cesur savaşçıya ilaç götürmek onu ölümsüzler arasına katmak için izin istedi. Zeus, bu istediğini kabul edince derhal yeryüzüne, savaş meydanına indi. Fakat Tydeus'un yakaladığı düşmanından korkunç bir biçimde intikam almakta olduğunu gördü. O, kendisine getirilen düşmanın kemiklerini kırıyor, kafasını eziyor, sonra bir barbar gibi kafatasının içinden çıkan beynini yiyordu.

    Athena, bunu görünce ondan iğrendi. Yardımına koştuğu savaşçıya sırtını dönerek onu kendi kaderiyle başbaşa bıraktı. Barbarca davranışıyla yardımı hak etmediğini göstermişti.

    Zeka tanrıçası Athena, bazen yeryüzüne iner, savaşlara katılırdı. Yunanlılar, Medyalılara karşı savaştığında küçük ordularını Athena idare etmişti. Bu yüzden bir avuç insan, barbarların çok kalabalık ordusuna karşı büyük bir zafer kazanmıştı.

    Athena, aynı zamanda şehirlerin bekçisi ve koruyucusuydu. Sevdiği şehirlerin kalelerinde, surlarında canla başla savaşırdı. Yalnız savaşları sevmezdi, barışları da severdi, barışın nimetlerini, medeni hayatın güzelliklerini, zafer kazanan kralların kalplerine sokardı. Bu yüzden medeniyetle ilgili her şeyin koruyucusu sayılırdı



    Ana Tanrıça Kybele

    Ana Tanrıça Kybele, doğayı,bereketi,toprağı, canlılığı ve verimliliği simgeler. Kendi kendine doğurur. Hem ana, hem bakiredir. Bu nedenle ayrımsız tüm Tanrı’ların anasıdır.12 yada 17 göğsü olduğu söylenir

    Kybele’nin kendi kendinden dağdan doğduğuna inanılır. Ağaçlık doruklarda, mağaraların derinliklerinde oturur. Doğaya söz geçirir, yer altından çıkan yılanları havada savurur. Bunlar yer altı güçlerinin simgesidir.
    Yaşamın da, yaşamı doğuran ölümün de kraliçesidir. Kültün yayıldığı her yerde “Kara Hanım”dır. Simgesi de kara bir göktaşıdır. Bu taş O’nun belirtisi olarak Pessinus’a gökten inmiştir.
    Ana Tanrıça Kibele, ismini, Kybelon Dağı'ndan almıştır. Ana Tanrıça hakkında pek çok efsane bulunmaktadır. Bunlardan biri de şöyledir:


    "Ana Tanrıça, Pessinus yakınlarında koyunlarını otlatan, Ates ya da Attis adındaki bir delikanlıya aşık olur. Attis, Tanrıça uğruna, bir kaya üzerinde erkekliğini kurban eder ve bunun sonucunda ölür. Ancak ilkbaharda Kibele'nin gözyaşlarıyla tekrar dirilir. Bu yeniden dirilişi yaşatmak için, kendileri de hadım olan Pessinus Tapınağı rahipleri Galloslar büyük tören düzenlerler. 22 Mart'ta, Atis'in altında erkekliğini feda ettiği çam ağacından kesilmiş bir dalı, tapınağa getirirler. Bütün dindaşlar ve rahipler, matem içinde göğüslerini döverler, çam kozalakları ile her yerlerini kanatırlar. Bir yandan müzik eşliğinde Galloslar Tapınağın mihrabı çevresinde kendilerini kaybedinceye kadar dönerler. Bazen, vecde gelmiş olan biri, taş bir bıçakla, mihrabın üstünde erkekliğini keser ve Gallos olup Ana Tanrıça ile birleşmiş olur. 25 Mart'ta, Başrahip "Archigallos" birdenbire bütün lambaları yaktırır. Attis tekrar dirilmiştir. Çocuklar ve genç kızlar beyaz elbiseler giyerler. Coşkun bir bayram başlar."





    [b]
    attis erkekliğini kurban edip kanını toprağa akıtır ve bu sayede kendini kibeleye adamış olurr..bundan sora kibeleye aşık olan herkes erkekliğini kesip çam ağacına asar ve bu şekilde kendini kibeleye adayıp onla birlikte olacağına inanırlar..çam ağacının 4 mevsiz canlı kalmasının sebebide burdan gelmektedir...
    işin ilginç yanı ise yılbaşı süslerininde temeli bu olaya dayanır kibeleye kendilerini adamak için erkeklik organlarını kesip çam ağacına asmaları ve çam ağacının 4 mevsim canlı kalması yılbaşı ağacının çam ağacı olmasını asılan erkeklik organlarınınsa süs mahiyeti görmesine yol açar
    ..


    En son reco_54 tarafından Perş. 30 Tem. 2009, 2:28 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

    reco_54
    Ödüllü Üye
    Ödüllü Üye

    Kayıt tarihi: 12/03/08
    Erkek
    Mesaj Sayısı: 1666
    Burç Sembolü: Terazi / 24 Eylül - 23 Ekim
    Yaş: 43
    Mesleği: Otomativ
    Medeni Durumu: Evli
    Çocuk Sayısı: 1
    Eğitim Durumu: Lise
    Yaşadığı Şehir / Ülke: Bursa
    Resim Resim: ---
    Yasaklanma Sebebi Yasaklanma Sebebi: ---
    Sevdiğim Sözler Sevdiğim Sözler:
    İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.
    Site Puanı Site Puanı: 583
    Rep Puanı Rep Puanı: 81

    herkonu4 Geri: tanrıçalar(mitoloji)

    Mesaj tarafından reco_54 Bir Perş. 30 Tem. 2009, 2:25 pm

    Tanrıça İsis


    Bir çift boynuzun arasında güneş diski bulunan akbaba şeklinde bir şapka giymiş kadın olarak gösterilir. Çok seyrek olarak, bir çift koç boynuzu ya da Ma'at tüyü ile beraber Güney ve Kuzey çift tacını giyer. İsis bir tanrıça olarak değil ama kadın olarak ise sıradan saç biçimiyle gösterilir, ancak her zaman alnında bir yılan figürü bulunurdu.
    Osiris'in karısı olarak ise, İsis, yeryüzü krallığı boyunca kocasına yardımcı olmuştur. Piramit yazıtlarında, İsis'in kocasını ölümünü önceden gördüğünü göstermektedir. Onun ölümünün arkasından, İsis, kocasının yeraltı dünyasında huzur içinde yatması ve uygun şekilde gömülmesi için gövdesini yorulmaksızın aramıştır. Büyüleri sayesinde, Osiris'i hayata geri döndürmüş, kendini ondan erkek çocukları Horus'a hamile bıraktırmıştır.
    İsis, tanrılar ile insanoğlu arasında hayati bir bağlantıdır. Firavun yaşayan Horus olarak onun oğlu olarak kabul edilirdi. Piramit yazıtlarında, İsis'in kutsal memelerinden emzirilen olarak gösterilmiştir. İsis'i genç Horus'u kucağında gösteren çok sayıda heykel ve resim vardır. Sıklıkla, ana kraliçenin resmi ve o anki firavun aynı yerde resmedilmiştir. İsis, Horus'u çocukluğu boyunca onu öldürmek isteyen amcası Seth'ten korumuştur. Onun bir gün büyüyüp babasının intikamı alması onun hayatındaki boşluğu doldurmuştur.



    Ölüler kitabında, hayat verici ve ölümün gıdası olarak gösterilmiştir. Ölümün yargıçlarından biri olarakta düşünülebilir. Ona atfedilen bir başka rol ise Horus'un dört oğlundan biri olan İmsety'nin koruyuculuğudur.
    İsis, büyük bir büyücü ve büyü yeteneklerinin kullanması ile meşhurdur. Örneğin, ilk kobrayı, onun zehirli ısırığını kullanarak Ra'ya gizli ismini itiraf ettirmek için yaratmıştır.
    Mısır tarihinin başından sonuna kadar, İsis, Mısır'ın en büyük tanrıçası olmuştur. Yararlı bir tanrıçadır ve sevgisi tüm yaşayan canlıları kapsayan bir annedir.
    Ona tapınma Mısır'ın sınırlarının çok ötesinde İngiltere'ye bile yayılmıştır. Klasik yazarların eserleri, O'nu Persephone, Tethys, Athene, Osiris'i ise Hades, Dionysos ve diğer yabancı tanrılar ile eşleştirmiştir.
    Aslında, erken Hristiyanlık, O'nun bazı özelliklerini Bakire Meryem'e atfetmiştir. Şevkatli ve koruyucu anne olarak, onun kültüne yakın olan doğu insanlarına İsis çekici gelmiştir. Hiç kuşkusuz, birçok Madonna ve çocuk ikonaları, çocuğu Horus'u emziren İsis görüntülerini çağrıştırır.






    İsis’in eski Mısırca’daki adları Ast ve Esi’dir. İsis eski Yunanlılar’ın koyduğu bir addır. Hiyeroglif yazıdaki As-t ideogramı aynı zamanda, taht sözcüğünde kullanılan ilk ideogramdır. Bir başka deyişle İsis’in adının ideogramı tahttır. İsis ve Osiris Geb ve Nut’tan doğan dört ilahtan ikisidir, diğerleri İsis’e yardımcı kızkardeş Nephtys ve kötü kardeş Seth’tir. Kimi zaman başı üzerinde yer alan bir yıldız ve beyaz tacıyla, kimi zaman da kucağında çocuğunu emzirir, süt verir halde tasvir edilen ve Mısır metinlerinde Sirius gibi “vericilik” özelliğiyle nitelenen İsis, aynı zamanda Osiris’in beden parçalarını bir araya getirmeye çalışan bir ilahedir. Şefkatli bir anne gibi verici olan İsis’in diğer belirgin özellikleri sorumluluk taşıması, vazifesine bağlı olması ve sadık kalmasıdır (Osiris’e sadakati). O’ndan ilâhî anne ve sihirlerin efendisi olarak da söz edilir. Rüzgarlara, yağmurlara, ırmaklara, gemilere hükmeden, tüm suların da hükmedicisi olan İsis’tir. Yıldızı Sothis, yani Sirius-A’dır. Mısır Ölüler Kitabı’na göre, ölüm olayı ile bedenini terk eden varlıklardan tekamül düzeyi ileri olanlardan bazıları İsis’in kudretinden yararlanır, ışığa dönüşür, ilahlarla özdeşleşir ve Sirius’un “yüce kapısı”na ulaşabilirler. Şahin biçiminde resmedilen oğlu Horus ise içteki vicdan sesinin ilâhıdır. İsis’e çeşitli tasvirlerde en sık eşlik eden semboller inek , boynuzlar, küre, testi, hilal, yunus, emzirilen çocuk ya da süt verme, gemi ya da kayık, orak, kulplu haç ya da ankh ve bu ankh sembolüne benzeyen, “İsis’in düğümü” denilen semboldür..



    AŞK TANRISI EROS



    Eros annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve neşe getirir, insanların gönüllerini aşk ateşi ile yakar, insanların mutluluklarını yada sonlarını hazırlardı. Sırtında bir çift kanadı vardı. Bu kanatlarla uçarak dünyayı dolaşır geçtiği yerlere çiçek kokuları saçardı. Eros'un elinde her zaman okları olurdu. Bu oklarla insanları kalplerinden vurur onları birbirlerine aşık ederdi. Ve bir gün kendiside bir güzele aşık oldu.

    Psykhe (Ruh) bir kralın üç kızının en güzeli idi. Gerçekten o kadar güzel, o kadar alımlıydı ki görenler onu Aphrodite sanıyorlar ona tapınıyorlardı. Aphrodite bir ölümlü ile karıştırılmaktan hiç hoşlanmamıştı. Bu yüzden bir gün oğlu Eros'u yanına çağırdı ve onu dünyanın en çirkin erkeğine aşık ederek cezalandırmasını istedi. Eros annesinin isteğini yerine getirmek için hemen yola koyuldu. Psykhe'yi bulduğunda, çok gururlu alon ve kimseye aşık olmamakla övünen bu genç kızı, dünyanın en çirkin, en kötü erkeğine aşık etmeye niyetliydi ancak kalbini nişan alarak oku atmak üzereyken Psykhe'nin güzelliği aklını başından aldı. Onu başkasına aşık etmek isterken kendisi aşık olmuştu. Psykhe'yi alıp sihirli bir saraya götürdü. Bu saray uyuyan bir ormanın ortasında kurulmuş, muhteşem fakat ıssız bir saraydı. Kanatlı güzel delikanlı gece karanlık düştükten sonra kendini göstermeden saraya giriyor ve sevdiği ile buluşuyordu. Sihirli sarayda bir insanın isteyebileceği her şey vardı. Fakat Psykhe'nin tek istediği kendisini deliler gibi seven bu delikanlının yüzünü görmekti. Fakat Eros bunu kabul etmiyordu, gece hep karanlıkta geliyor ve güneş doğmadan da gidiyordu, akşamları sarayda ateş yada mum yakılmasını yasaklamıştı. Psykhe ne kadar yalvrsa da fayda etmedi.

    "Aşkımızın sırrını kalbinde taşıdığın sürece mutlu olacaksın" dedi Eros "Beni görmeyi aklından bile geçirme, kim olduğumu yada kimin oğlu olduğumu öğrenme, bilmeden tanımadan beni körü körüne sev..senden gizlenen şeyleri öğrenmeye çalışarak mutlu olma fırsatnı elinden kaçırma."

    Ve Psykhe de bunu kabul etmiş..Eros'u görmeden kim olduğunu bilmeden körü körüne sevmişti. Irlikte çok mutluydular ancak Psykhe'nin kızkardeşleri onların bu mutluluğunu kıskandılar..bir gün kardeşlerini ziyarete geldiklerinde ona sevdiği delikanlının dünyanın en çirkin en iğrenç en vahşi görünüşlü adamı olduğunu söylediler. Eğer güzel bir delikenlı olsaydı, sevdiğinden yüzünü gizlemezdi, seni böyle ıssız bir sarayda tutmzdı dediler. Ve ona gece sevdiği gelmeden önce yanan bir lambanın üzerine vazoyu ters çevirip koymasını söylediler. Böylece Eros uyuduktan sonra vazoyu kaldırıp aydınlıkta onun yüzünü görebilecekti.





    Psykhe merakına engel olamayarak kardeşlerinin dediklerini yaptı. Yanan lambayı bir vazonun altına gizleyerek sevdiğini beklemeye başladı. Eros her şeyden habersiz saraya dönmüş kendinisevdiği kadının kollarının arasına bırakmıştı. Kısa sürede uykuya daldı. Psykhe Eros uyuyunca gürültü yapmadan yavaşça yataktan kalktı ve ters çevirdiği vazoyu alarak lambayı eline aldı, yatağa yaklaştığında gördükleri karşısında hayrete düştü. Çirkin ve iğrenç bir erkek görmeyi beklerken genç çok yakışıklı bir erkekle karşılaşmıştı. Eros'un yakışıklılığı dünyada ki başka hiç bir erkekle kıyaslanamadı. Yüzü tarif edilemeyecek kadar güzel bu delikalıyı görünce Psykhe'nin ona duyduğu aşk daha da arttı..sevdiğini alnındn öpmek için eğildiğinde elindeki tabağı düz tutamadığından içinde fitil bulunan lambanın kızgın yağından bir damla Eros'un çıplak omzuna damladı. Eros duyduğu acıyla sıçrayarak uyandı. Sevgilisinin kendisini dinlemeyip yüzünü görmek için ona oyun oynadığını anlayınca hemen kanatlarını açıp uçarak oradan uzaklaştı. Eros'un gitmesiyle Psykhe için yaptığı büyülü sarayda bozuldu. Psykhe üzüntüden ne yapacağını bilmez olmuştu. Hatası yüzünden dünyada her şeyden çok sevdiği kişiyi kaybetmenin acısıyla yollara düştü Sevdiğini tekrar bulma ümidiyle tüm dünyayı dolaştı, sayısız yerler gezdi am bir türlü Eros'un izine rastlayamadı. Nihayet dolaşmaktan bitkin bir halde Aphrodite'in sarayının kapısını çaldı. Onun kendisine acıyıp oğlunun yerini söyleyebileceğini düşünmüştü ancak Aphrodite ona yardım etmek bir yana onu bir köle olarak çalıştırmaya başldı. Zavallı Psykhe sevdiğine ulaşabilmek için buna da razı oldu ve tek kelime dahi etmeden kendisine emredilen her şeyi yaptı. Eros için her türlü acıya katlanmaya razı oldu.

    Nihayet bir gün Eros'un yanan omzu iyileşti ve kendisine bu kadar yürekten bağlı olan sevgilisinin kaderini değiştirmek için Olympos'a gitti. Zeus'un ayaklarına kapanıp Psykhe'nin kurtarılması ve kendisine eş olarak verilmesi için yalvardı. Zeus onun tüm isteklerini kabul ederek Hermes'e Psykhe'nin Olympos'a getirilmesini emretti.

    Psykhe tanrılar katına getirildi ve orada hayatta her şeyden daha çok sevdiği erkekle evlenerek çok mutlu bir hayat sürdü.



    EİRENE



    yunan mitolojisinde barış tanrıçasıdır.
    heykellerinde elinde bebek tutan, genc ve guzel bir kadin olrak tasvir edilmis, olumlulere zenginlik ve refah vermekle yukumlu antik yunan tanricasi... roma mitolojisinde ise adi eirene ve heykellerinde zeytin dallariyla suslenmistir..


    Eirene - (İrene) Doğanın ve Zamanların Tanrıçaları olan Hora'lardan biridir ve Barış Sembolüdür. Homeros, Hora'ları "göğün kapıcıları" diye tanımlıyor. Eunomia (disiplin); Dike (adalet) diğer iki Hora'dır. Horalar Zeus ile Themis'in kızlarıdır.

    ALKESTİS

    Apias ile Anaksibia'nın kızı ve Kral Admestos'un karısı. Apollon oğlunun öcünü almak için Kyklopları öldürdüğünde ölümlü birine hizmet etmek üzere cezalandırılmış ve Admestos'un sürülerine çobanlık etmeye gönderilmişti. Hizmeti sırasında Admestos'un geniş kalpliliği karşısında etkilenmiş ve Moirlerden onun yaşamını uzatmalarını istemişti. Moirlerin bir şartı vardı; eğer Admestos'un yerine bir kişi kendini feda edip yaşamından vazgeçerse Apollon'un bu isteği yerine gelecekti. Kendini feda eden kişi karısı Alkestis oldu. Rivayete göre Alkestis'in bu fedakarlığından etkilenen yer altı Tanrıları onu yeniden yaşama döndürmüşler. Başka bir rivayete göre ise Alkestis'i yaşama Herakles döndürdü.


    Amphitrite




    Denizler Tanrısı Poseidon'un karısı. Okeanos'la deniz Tanrılarından olan Nereus'un kızı. Poseidon - Amphitrite evliliğinden bir çok deniz perisi, yarı at yarı insan Triton doğdu.

    ANANKE

    Eski mitolojide Zaruret, Zorunluluk ve Kader Tanrıçası. Oprhic kültünün başlangıcına dek nadiren tapılan bir Tanrıçaydı. İnsan şeklinde olduğu düşünülmüştür. Romalılar ona Necessitas demişler.

    HESTİA



    Zeus'un kız kardeşi. Evin, yuvanın koruyucusuydu; bu yüzden Ocak Tanrıçası diye bilinirdi..

      Forum Saati Çarş. 16 Nis. 2014, 8:55 pm